İngmar Bergman’a bir röportajında sormuşlar; dünyanın gidişatı çok kötü, bu durumdan nasıl kurtulunur? Bergman’da hiç tereddüt etmeden “utanç duygusu“ demiş ve eklemiş dünyayı bir tek utanç kurtarabilir.

Değerli dostlar Bergaman'ın haklılığını birazdan irdeleyeceğim, yalnız Bergman kimdir isterseniz tanımayanlara kısaca o nu tanıtayım (yanlışlıkla efsane Kazablanka filminin unutulmaz aktristi Ingrid Bergman sanılmasın).

Ingmar Bergman, 1918'de İsveç’te doğmuş olup yazar, senaristlik ve yönetmenliklerle ünlenmiş ve Oscar dahil yapımlarıyla birçok ödül kazanmış bir sanat insanı olarak yaşayıp 2007 yılında yine İsveç’te ölmüştür.

Tekrar onun “utanç” konusundaki düşüncesini Psiko-sosyal açıdan kısaca irdelemek istiyorum.

Utanç; onur kırıcı bir eylemi yaşamak ya da böyle bir durum içinde kendini bulmaktan kaynaklanan süreçte duyulan ve hissedilen derin hüzün ve mahcubiyettir. Gururun zedelenmesidir. Utanç türlü durumlarda kendini hissettirir. Kısaca sayacak olursak; yalan söylemek, verilen sözü yerine getirmemek, çok önemli ve mutlaka katılınması gereken bir randevuya maazeret bildirmeden randevuya icabet etmemek, toplum içinde, o toplumun genel geçer kurallarının dışına çıkmak, ahlak ve etik kurallarını çiğnemek, kandırmak, arkadaşının arkasından konuşmak , iftira etmek ve bunun ortaya çıkması, evlilik hayatının sufli geçmesi eşe ve çocuklara gereken ilgi sevgi ve şefkat göstermemek ve kötü davranmak…
Daha birsürü sayabileceğimiz, kişiyi önce kendisine karşı utandırıp utanç duygusu hissettiren (iç utanç, vicdani utanç) durumlar, ya da vicdani iç utanç durumu gelişmemiş kişilerde; çevresinden, yakınlarından, eşten, dosttan, çevreden görülen tepkiler ve kendilerine karşı takınılan toplumsal tavırların kişiyi utanılacak duruma düşürmesi hali ne de dış utanç olarak değerlendirmek mümkün. Burada samimi ve spontane olarak yaşanan bir nedamet, hicap ve utanma durumu asla olmaz, aksine utanma duygusu tamamen ortadan kalkmış ve yaptığı utanılacak durumlarla kişilik yapısı sintonik yani uyumludur.

Bu iki utanç durumundan iç utanç aslolan utanç durumudur.

Burada kişi yaptığından ya da içine düştüğü durumdan hicap duyup, vicdan terazisine vurup derin bir dip duygusu olan utancı yaşayarak gerçek anlamda bir pişmanlık duyuyorsa ve takip eden yaşantısında da bu düsturu hep içselleştirip, refleks olarak iyi hal sergiliyorsa, işte onun için kötülüklerden arınmak ve gerek bireysel ilişkilerde ve gerekse toplumsal ilişkilerde ahlaklı ve erdemli olmayı kendisine şiar edinmiş olur.

- [ ] Eğer tüm insanlarımızda bu gerçek utanç duygusu yaşanıp ve yadsınmayacak şekilde içselleştirecek bir eğitim sisteminin yerleştirilmesiyle işe başlanırsa bu gün olmasa bile ileride bir gün, Gregory Petrovun kaleme aldığı “beyaz zambaklar ülkesinde” eserinde (Mustafa Kemal Atatürk’ün Milli Eğitim Bakanlığına tüm okullarımızdaki okul kütüphanelerinde bulundurulması önerilen eser) anlatılan Finlandiya’da olduğu gibi bütün kurumların, bütün eğitim sisteminin ve bu sistemde eğitilen insanların ve bunlarında büyüttüğü çocukların ahlâki ve etik değerleri yeniden, olması gereken çizgiye gelecek ve ahlaklı ve erdemli bir toplum olacaktır.

Sonuç; insanın gerek bireysel ilişkilerde ve gerekse toplumsal ilişkilerde muhatabı kişinin ya da toplumun ahlak, etik ve erdemlilik kuralları dışına çıkma olası durumunda, yetiştirilmesinde gördüğü sevgi, saygı ve özenli bakım normlarının oluşturduğu ve aldığı eğitim sonucu yerleşik duruma gelen zihinsel şemalardan kaynaklanan hicap ve vicdan muhasebesi sonucu oluşan utanç duygusu bu olası utanılacak durumun ya da durumların oluşmasına ket vuracaktır.

Tüm dostlara selam ve sevgiyle sağlıklı ve mutlu günler diliyorum.